HAYDİ LİLİ LİLİ MİDİLLİLİ YAR

/HAYDİ LİLİ LİLİ MİDİLLİLİ YAR

HAYDİ LİLİ LİLİ MİDİLLİLİ YAR

“Aaaa… ÇALMIŞLAR MI?”

Memur ısrarcı: “Midilli ile ilgili bu yazının bir ağırlığı olmalı!”; yıllarca Safo dediğimiz ama aslında Sapfo diye telaffuz edilen Midilli’li ünlü şair ile başlamalı yazı. Memur Çocuğu, her zamanki muzipliği ile daha da ısrarcı, Midilli deyince aklına ilk gelen ses: “Haydi li li li li, yar”

Açtım şarkıyı dinliyorum, Fatih Ürek’ten. İnsanın içi de dışı da kıpır kıpır.  Sonra Yunancasını buldum, Giorgos Xanthiotis’ten. Kayınvalide salıncakta taze fasulyeleri ayıklarken hiç istifini bozmuyor: Aaaa, çalmışlar mı?”

Bizim, İzmir’de Kürtleri Doğu’lu vatandaşlar diye bilerek büyüdüğümüz, en büyük düşmanımızın Yunanlılar, arkamızdan vuranların Araplar olduğu yıllarda; kayınvalidem, Doğubeyazıt sokaklarında arkadaşları ile çat pat Kürtçe konuşarak büyüyen, bugün torunu “Anneanne sen kaç dil biliyorsun?” diye sorduğunda bir çırpıda 10’a kadar Kürtçe sayan Rize’li varlıklı bir ailenin kızı.

Irkçılıkla uzaktan yakından ilgisi olmayan, tanıdığı herkesi kucaklayan, Laz damarı ters bu kadının doğal tepkisi: Aaaa, çalmışlar mı?”

Makus talihimiz: “Musakka sizin baklava bizim, yok yok baklava bizim, musakka sizin, olur mu canım her ikisi de bizim. Hadi canım baklava Arapların, vs…” diye uzayan giden, asla sona ermeyen iddialar. Komşularımızla ilişki durumumuz karışık.

IMG_8747

Ülkenin en önemli yayın organlarından birisinin yöneticisi televizyonda ulusal yayın yapan bir kanalda çıkıp rahatlıkla diğerlerini “Gavur Aşığı” diye itham edebiliyor. Memur içerleyip, böyle bir durumda verilmesi gereken usturuplu yanıtı uzun uzadıya düşüne dursun, memur çocuğu yanıtı bastırıveriyor:

“Hoşgeldin yar yüreğime, gönlüme.

Boşver be elalem ne derse desin
Hadi hadi hadi hadiii…

Haydi lili lili lili lili lili lili lili yar, haydi lili lili lili lili yar,
Haydi lili lili lili lili lili lili lili yar, haydi lili lili lili lili yar,

Yüzüm güldü sayende
İçim huzurla doldu
Kaderimde yazan aşk
Sonunda beni buldu.”

IMG_8370

“Ahhh… NASIL VERDİK BU ADALARI?”

Suyun bu tarafında o kadar alışığız ki bu sözü duymaya. Yüzyıllar boyunca elimizde tuttuğumuz bu toprakları nasıl kaçırdık elimizden? O kadar yakın ki elimizi uzatsak dokunacağız adeta. Peki ya suyun öteki tarafı, onlar ne düşünüyor, nasıl hissediyor ve yaşıyor? Milattan yüzlerce yıl önceye giden bir Yunan kültüründen söz eder, azıcık empati kurmaya çalışırsak onların da içinin gittiğini anlamak zor olmaz söz konusu topraklar için. Yüzyıllarca Osmanlı idaresi altında nasıl yaşamışlar, bugün “Ayasofya” deyince ne hissediyorlar, onlara sormak gerekmez mi? “Megalo Idea” hala ders kitaplarında okutuluyor mu bilmiyorum, Musul denince ağzının suyu akan gurup ile Büyük ‘Yunanistan İdeali’nin peşinden koşanlar arasında bir fark var mıdır? İki taraf da kendince haklı, iki taraf da geçmişe saplı. Taraftarlık zor mesele.

Yolu bir şekilde Berlin’e düşüp, Bergama Zeus Sunağı’nı görüp hayran kalmayacak tek bir insan evladı tanımıyorum. Heykel sanatının doruğu, bir baş yapıttır sunak. Ancak Berlin’deki Bergama Müzesi’nde gezerken duyulan Türkçe konuşmalar sanata dair değildir. Ben de dahil olmak üzere, bu şaheserin yurdundan koparılıp çalınma hikayesinin bir adım ötesine geçemeyiz. Bizden, yurdundan çalınmıştır ve bu durum bizi kızdırır. Peki bu eser bizden midir? Onu bilmem, ama bizim olduğu kesindir! Bir ayrıntı: aşık olunası bu eser milattan önce ikinci yüzyılın ilk yarısında Yunanlılar ya da başka bir tabirle gavurlar tarafından yapılmıştır.

Türk, Yunanlı, Kürt, Ermeni, Arap, İngiliz, Kuzey İrlandalı, Filistinli, İsrailli… Örnekler pek çok ve hepsi kendine özgü, çok ama çok karışık; gerçekten çözüme ulaştırılmak istense bir o kadar da basit konular aslında. Ancak taraflar tarafından taraflı olarak yorumlanabiliyorlar.

Baba tarafından Makedonya göçmeniyim. Büyük büyük dedemizin boğazı kesilince ailemiz mecburen ve acilen göç ediyor. Barış için mücadele etmek kolay değil, ancak yegane çözüm.

Yunanistan, Yugoslavya’nın bölünmesinden sonra kurulan devletlerden Makedonya’yı, kendi kuzey bölgesinin adı da Makedonya olduğu için yıllarca kabul etmedi. Atina, Üsküp yönetiminin ülkesine Makedonya ismini vermesini bir ısrar olarak görüyor, Yunanistan’ın kuzey topraklarında hak iddia ettiğini savunuyor, haklılığından hiç şüphe duymuyordu.

Kısa bir süre önce ne oldu?

Atina ve Üsküp, Makedonya isminin “Kuzey Makedonya Cumhuriyeti” olarak değişmesi üzerinde anlaşmaya vardı. Umarım parlamentoları da onaylar ve barış bir adım daha ilerler.

IMG_8377

Yıllar boyunca tam karşımızdaki adalara baka baka hayallere daldık, belli ki onlar da Anadolu’ya bakıp bakıp benzer hayallere. Beş yıl önce Midilli’ye adım attığım anda adaya aşık oldum. Her yıl tekrar gitmeyi iple çektim. Dostlar edindim, bazılarını sevmedim. Bizden yemekler yedim, kimisini biz kimisini onlar daha iyi yapıyor. Sonra Anadolu’dan göçenlerin hikayelerini dinledim. Benzerlikler hayret vericiydi. Doğrusu hayret edecek birşey yoktu. İnsan hikayelerinin bu kadar benzer olmasına hayret etmek hayret verici aslında!

Uzun lafın kısası:

“Boşver be elalem ne derse desin
Hadi hadi hadi hadiii…

Midillili lili lili lili lili yaaarrr.”

Bu hafta komşudayız. Var mısın benimle gezmeye?

By |2018-07-23T00:43:34+00:00Temmuz 23rd, 2018|Kategori Dışı|0 Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: