TÜRKAN ve ABDURRAHMAN

/TÜRKAN ve ABDURRAHMAN

TÜRKAN ve ABDURRAHMAN

Yol yazılarının, somut bir yere yapılan seyahatlerden bahsettiğini zannederiz çoğu zaman. Alışmışızdır yer üstünde yaşamaya. Oysa içe yapılan seyahatleri anlatır asıl yol yazıları, yürek altına bakmayı gerektirir.

§

Seksen dokuz yaşındaki Türkan Hanım ile on sekizinden yeni gün almış Adburrahman’ın hayatları o gece kesişti.

Evinden pek çıkamayan Türkan Hanım’ı AŞTİ’ye kadar getirip, İzmir otobüsüne bindiren neydi? Abdurrahman’ı otobüs muavini yapan neyse o; kimisi için kader, kimisi için karma: seni, beni çok çok aşan, derin ve karmaşık bir neden-sonuç ilişkisi.

Gecenin sabahında düğüm çözüldü.

Israrla, İzmir’de güneşin doğuşunu yakalamak isteyen Türkan Hanım, telefonun ahizesini kaldırdı. Zülüf, mahallenin emektar taksi şöförü; yıllardır ihtiyacı olan her yere taşıdığı Türkan Hanım’ı ilk defa bu kadar geç saatte bir yere götürecekti. Şaşkın, meraklı, biraz da endişeli; yaşlı kadının elindeki tek yük olan kedi kafesini arabanın arka koltuğuna koydu. Yol boyunca ikisinin de ağzından tek kelime çıkmadan AŞTİ’ye vardılar.

Muavin Abdurrahman, kedi kafesini, Türkan Hanım’ın gözü önünde özenle otobüsün bagajına yerleştirdi. Eskiden, yolculuk ettiği yıllarda daima en önde oturup, bir yandan yolu diğer yandan şöförü kontrol eden Türkan Hanım, otobüse biner binmez uyudu. Kendisinden çıkan tek ses ara ara duyulan minik hırıltılardı. Muavin geldi gitti, servis yaptı. Türkan Hanım çok yorgundu belli ki; Afyon’da verdikleri arada bile uyanmadı.

Abdurrahman bir memur çocuğu. Ana babası kendisine zorluklar içinde liseyi bitirtmiş, üniversite öncesinde biraz para biriktirmesi için, yazın geçici olarak bu işe sokuvermişlerdi. Abdurrahman, ki dedesinin adıydı, ağır başlı, tırnaklarının içi daima temiz delikanlı; pantolonunun bir arka cebinde küçük tarak, diğerinde kerata. Ergenlik onu pas geçmiş, doğrudan erişkinliğe taşımıştı; yaşıtlarının iniş çıkışlarının kendisinde ortaya çıkmamış olması ailesini bir yandan endişelendiriyor, diğer yandan rahatlatıyordu.

Afyon’da mola verdiler. Göbek adı “Rutin” olan gencimiz içinden “Dur şu kediyi bir kontrol edeyim.” diye geçirdi. Kedi uyuyor muydu? Emin olamadı, kafesi azıcık salladı, tepki yok. Sahibi kadar uykucu diye düşündü, ancak içine bir kurt düştü. Dikkatlice kafesin kapağını açtı elini içeri daldırdığı gibi dışarı çekmesi bir oldu. Kaskatı kesilmişti: eli, kendisi ve kedi.

Kolay bir hayatları olmamıştı ama bir düzen tutturmuş gidiyorlardı ailecek. O gece gitmeyiverdi. Kedi ölmüş. Panik…

Koştu, baktı Türkan Hanım hala uyuyor. Söylese mi? Azıcık dürttü omzundan, kadın öbür yanına döndü, uyumaya devam etti. Patronuna söyleyecek oldu, korktu. “Allah’ım ben ne yapacağım? Ne yaptım da bunu hak ettim. Daha ilk işimde. Talihsiz miyim ben? Allah’ım ben ne yapacağım? Babama ne diyeceğim? Yaşlı ninenin yüzüne nasıl bakacağım. Benim yüzümden oldu, zavallı hayvan nefessiz kaldı boğuldu.” Bütün dünyanın yükü omuzlarına çöküverdi. Derin derin nefes aldı, verdi, aldı, verdi. Biraz sakinleşti. Suçluluk, yerini sorumluluğa bıraktı.

Uzakta karanlığın içinde iki göz müydü bir anlık çakan. Hızlı ve sakin, hedefine kilitlendi. “Gel pisi pisi, gel cici kedi.” Şansı dönüyor muydu ne, kedi pek bir sırnaşık çıktı. Bu kadar da olamazdı, Türkan Hanım’ın kedisi ölmüş ruhu da bu kedinin bedeninde canlanmıştı adeta. Kediyi evirdi çevirdi. Kedi aynı kedi, aynı renk, lekeleri bile benziyor. İmkansızların gecesiydi yaşadığı. Canlıyı tuttuğu gibi kafese tıktı; ölüyü gömecek vakti olmadığı için, hayıflanarak çöplerin arkasında toprağın üzerine bırakıverdi. Yola çıktılar. İzmir’e varıncaya dek sabahı sabah etti.

Türkan Hanım uyandı sabaha karşı, kedisini soracak diye kalbi yerinden çıktı Abdurrahman’ın. Kadın tek kelime etmedi. Otogara vardılar, otobüsten inmesine yardım etti kolundan tutarak. Sarkan yumuşacık koltuk altları eline gelince, kendi anneannesini hatırladı; duygulandı. Sonra dün geceyi hatırladı, yeniden suçluluk bastı. Tek isteği kafesi sağ salim teslim etmek; kimse, hiç kimse bir şeyin farkına varmadan oradan uzaklaşmak ve bir daha asla dönmemekti.

Çığlık çığlığa bağırmaya başladı o sakin kadın kafesi görür görmez. Nineden böyle bir sesin çıktığını bir de doğduğu gün duymuşlardı belki. “Ama, ama, ama…” diyordu sadece, Türkan Hanım. Başka da bir şey diyemiyordu. Bütün yolcular etraflarını sardı, diğer otobüslerden yolcular eklendi, mahşer yeri. Şöför geldi, Abdurrahman otoritenin yanında küçüldü, küçüldü, minnacık kaldı. Kadın sustu, kocaman yaşlar gözünden tek tek, yavaş yavaş yuvarlanıyordu.

“Ama” dedi Türkan Hanım, “Benim kedim ölüydü!”

“Senin üstüne vazife mi lan?” Şaaak diye indi patronunun kocaman eli ensesine Abdurrahman’ın.

Türkan Hanım’ın son baharıydı Maviş, on beş yıldır baktığı kedisi. Can dostu ölmüş, gecesinde ninemizin rüyasına girmiş mırıl mırıl mırıldanmış, kucağına yuvarlanmış, kendisini son bir kez doya doya sevdirmiş ve bir dilekte bulunmuştu: “Anne beni İzmir’e götür.” Türkan Hanım kırar mı kediciğini, yaşına bakmadan kendisi için epey uzun olan bu yolculuğa çıkmaktan geri durmadı.

Hemen telefon açıldı Afyon’a. Çöpler toplanmamıştı, bırakıldığı yerde bulundu Maviş, bir sonraki otobüsle İzmir’e yollandı, Türkan Hanım’a teslim edildi. Bu arada kafesi açılan diğer kedi, Maviş’in dublörü, çılgın gibi fırladı anında gözden kayboldu. Bu maceranın aktörleri arasında en mağdur olan o muydu acaba, belki de en şanslı olan. Ne de olsa İzmir’de insan olmak da güzeldir, kedi de.

Abdurrahman o gün Türkan Hanım’ı yalnız bırakmadı. Seksen dokuz yıllık bir ömrün en güzel anılarını dinleyerek hayatının en zengin gününü geçirdi. Birlikte Kilizman’a (Güzelbahçe) gittiler. Deniz kıyısında oturdular. Mavişi gömmek istemediler, kayaların arasına sakladılar, oradan körfezi izlesin diye. Güneş yavaş yavaş alçaldı. Türkan Hanım yorulmuştu, o kocaman kayaya yaslandı, ağırlaşan göz kapakları yavaş yavaş indi. Rüyasında mavişiyle buluştu.

§

Bir dostum, bu olayı bir arkadaşının ninesinin başına gelmiş gibi anlatmıştı bana yıllar önce. Ben de inanmıştım onun inanmışlığına. Sonra baktım ki bir şehir efsanesi olmuş bu hikaye, internette dolanıp duruyor. Acaba biri yazmış mıdır daha önce diye aradım, bulamadım. Başrole bizi tam bir yıl önce terkeden anneannemi koyarak kendimce yazdım ben de.

Anneannem, onu yıllar önce geçici olarak bırakan Maviş ve öteki taraftaki büyük buluşmaları için…

By |2018-09-19T17:53:54+00:00Eylül 19th, 2018|ŞEHİR, İSİM|0 Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: