AGANTA BURİNA BURİNATA

/AGANTA BURİNA BURİNATA

AGANTA BURİNA BURİNATA

…Artık bütün yelkenler rüzgârla dolmuştur.

İşte o zaman, son emir, yani “Aganta burina burinata!” kumandası verilir.

Kayık şarıl şarıl rüzgârın gözüne işler…

Halikarnas Balıkçısı

Bodrum denilince aklıma Halikarnas Balıkçısı, Halikarnas Balıkçısı denilince de Albert Einstein geliyor. “Ne alaka!” diyebilirsin. Einstein atom bombasının babası olarak bilinse de bu bombayı ne üretmiş ne de bombanın yapımına destek vermiştir. Yaptığı tek şey dönemin Amerikan Başkanı Eisenhower’a bir uyarı mektubu yazmaktır. Özet olarak, bombayı siz yapmazsanız Almanlar yapacak demiştir. Mektubu yazmak, hayatının en büyük pişmanlığı olmuş, ağırlığını ölünceye dek yüreğinde taşımıştır. Halikarnas Balıkçısı, yaşadığı dönemde deniz yolu ile ulaşılan, sürgün yeri Bodrum hakkında bu kadar canlı öyküler yazmamış olsaydı; Bodrum bu kadar tanınır, bugünkü “bomba düşmüş” halinde olur muydu?

Bodrum’a ilk adım attığım 80’li yılların başında, Cevat Şakir’in Bodrum’undan eser kalmadığını sanıyordum, yanılmışım. O zamanlar, Bodrum’un hemen yanındaki koyda, Gümbet sahilinde, bir iki pansiyon ve çadır kurduğumuz kamping dışında pek bir şey yoktu. Kampingin hemen arkasındaki yalnız evin sahibini yadırgamış, böyle sapa bir yere neden yazlık yapılır diye aramızda gülüşmüştük. Zamanla gitmez olduk, Bodrum’u unuttuk. Yıllar sonra, ailem Gümbet’te bir devre mülk edindi. Halamızın ölüm, babamın hastalık haberini o evde aldık. 99 depremi ve darbe haberlerini de. Biz hep sarsıldık, Bodrum bana mısın demedi. Hele Gümbet, güm teke güm tek göbek atmaya devam etti. Halikarnas Balıkçısı’nın Bodrum’u “citta slow”dan da yavaş, bugünün Bodrum’u İstanbul’u aratmaz, canhıraş.

Eğer Bodrum’la yakınlaşmak istiyorsan, yıllarca üst üste sürülmüş kalın boya tabakalarını kazıman gerekiyor üzerinden. Akşam olmuş, güneş uyumaya yatmış. Sahilde bir gelgittir yaşanıyor. Ziyaretçiler plajdan çekilirken; sokak aralarından bir-iki, sonra üç-beş yaşlı, yan yan yürüyen yengeçler gibi teker teker kıyıya doğru ilerliyorlar. Bodrum’un yerlileri, hafif şezlonglarını açıp, güneşin tarihi kalenin yanı başından güne veda edişini izliyorlar. Müzik sesleri gittikçe yükseliyor. Kimisi evlerine dönüyor, kimisi kendilerine kalan alanda kâh çekirdek çitleyerek, kâh sohbet ederek geceye devam ediyor. Gerçek Bodrum kıyıda değil, sokak aralarındaki avlularda yaşanmaya devam ediyor.

Bodrum Sakini

Ertesi gün beş yaşındaki oğlum Çınar’la birlikte diğer Bodrum’u keşfe çıkıyoruz. Önce girişinde “Merhaba” yazılı Halikarnas Balıkçısı Müzesi’ne gidiyoruz. Cevat Şakir Kabaağaçlı, müzesinin tam karşısında ebedi istirahatine çekilmiş, Gümbet’in bir tepesinden Bodrum Kalesi’ni seyre dalmış. Çınar, Cevat Şakir Kabaağaçlı’ya ne olduğunu soruyor ve yanıtı anında kendisi veriyor. “Halikarnas Balıkçısı yıldızlarda olmalı.” Elbette, başka nerede olabilir ki?

Çınar’ın dikkatini müzenin yakınındaki piramit kubbeli, çini süslemeli bina çekiyor: “Baba, oraya da gidebilir miyiz?”  Binaya yaklaştıkça, neşeli çocuk çığlıkları yükseliyor. Eski bir taş yapıyı sonradan camiye çevirdiklerini, kıblenin binanın köşesine denk gelmesinden anlıyoruz. Kur’an kursuna gelen kızlı erkekli çocuklar caminin içini süpürmeyi bitirmiş, büyük bir keyifle bahçeyi yıkıyorlar. Sonra ödül olarak hocanın aldığı kocaman karpuzu, abdest alınan çeşmelere doğru eğilip, suyunu akıta akıta ısırarak mideye indiriyorlar. İçimden “Benim bir kızım var, Entarisi kırmızı, Mantosu yeşil, Düğmeleri kara.” bilmecesini geçirirken ikramı teşekkür ederek kabul ediyoruz.

Piramit kubbe altında Saldır Şeyh Hazretleri dinleniyor. Şeyh, türbenin bulunduğu tepenin sırtlarında savaşırken, düşman kılıcı kellesini vücudundan ayırıveriyor. O da başını koltuğunun altına alarak savaşmaya devam ediyor. Halikarnas Balıkçısı’nın yıldızlarda olduğu düşüncesiyle rahatlayan Çınar’ın bu bilgiye ihtiyacı olmadığını düşünerek ilerliyoruz. Aslında epey geriye gidiyoruz, yüzyıllar öncesine.

Antik dönemde Bodrum surlarla çevriliyken, şehre Gümüşlük tarafından gelenlerin girdiği yerde Myndos Kapısı varmış. Bir kısmı yıkılsa da hala ayakta duran iki kulenin arasından geçerken heyecanlanıyoruz; sanki biz de Halikarnas’ın yurttaşlarıyız. Kayalara tırmanıp, Bodrum’a yüksekten bakarken, “Cıstak Cıstak Bodrum” geçip gidiyor yanımızdan.

Myndos Kapı 1

Gel seninle bir oyun oynayalım. Eskiden gazinolar vardı, sahneye en son as solist çıkardı! En ünlü pop müzik şarkıcıları bile, Türk Sanat Müziği sanatçısından önce asla sahne alamazdı. Sorum şu: “Bu ülkenin pop starı Ajda Pekkan, peki as solisti kim?” Sesini duyar gibi oluyorum, “Elbette Zeki Müren” diyorsun. Peki, Ajda Pekkan Bodrum’un alametifarikası olan Bodrum Kalesi’ni temsil etse, Zeki Müren neye karşılık geliyor biliyor musun? Hemen yanıta bakma biraz düşün…

Zeki Müren, Halikarnas Mozolesi yani “Dünyanın Yedi Harikası”ndan biridir. Dünyanın yedi harikasından ikisi Türkiye’dedir ve ikisinin yerinde de yeller esmektedir. Bugün ne Efes’teki Artemis Tapınağı’nı ne de Halikarnas Mozolesi’ni görmek mümkün. Onlardan geriye kalan bir iki parça da elbette British Museum’da. Bu nedenle acaba Çınar’ı Mozole’ye hiç götürmesem mi diye geçirdim içimden, sonuçta görüp göreceği koca bir çukurdu. Bir de üstüne, arabamızı dükkanının önüne park ettiğimiz bakkal “Aaa, oraya gidip de ne göreceksiniz, üç beş tane taş.” demesin mi. Hayal gücü söz konusu olduğunda, kimse çocukların eline su dökemez. İyi ki gitmişiz. Koca çukurun yanı başındaki küçük müze ziyaret edildi. Mozolenin antik metinlerde yer alan bilgilere göre çizilmiş farklı resimleri dikkatle incelendi. Mozole çukurunun her bir yanı karış karış gezildi. Sütunların üzerinde pozlar verildi. Birkaç ay önce görülmüş olan Gordion Tümülüs’ü ile karşılaştırmalar yapıldı. Anıt mezarın sahipleri Kral Mausolos, Kraliçe Artemeisia ve elbette Kral Midas yıldızlara uğurlandı. Eve gider gitmez de artık var olmayan Mozolenin sahici bir resmi çizildi.

İşte o zaman içim umut doldu.

On yaşındayım. Babamın okumam için önerdiği kitabın adı “Aganta burina burinata”. Kulağa pek garip geliyor, anlamı ne acaba, yazarın adı da bir değişik: Halikarnas Balıkçısı.

Bodrum, arkeoloji ve Ege sevgisi bende babamla başladı. Çınar’da da benimle başlamış mıdır acaba?

§

 Her sene, gelecek sene bir daha gelmeyeceğim diyerek ayrıldığım, son yirmi yıldır ziyaret ettiğim Bodrum’da şahane bir hafta geçirdim bu yaz. Bunca yılda, elbette yemeye ve gezmeye ilişkin alışkanlıklar geliştirmişim. Seninle paylaşıyorum.

  • Bitez Mantıcısı tertemiz bir aile işletmesi. Mantısının yanı sıra çiğ böreği de çok leziz, puf diye kabarıyor, hemen sönmüyor. İki dakika yürüdün mü Bitez Dondurmacısı’na ulaşıyorsun. Hangi birini sayayım, hepsi ağzına layık dondurma çeşitlerinden. Tek bir top hakkım var diyorsan, mandalinasını tatmazsan olmaz. Her yerde keşkül yenmez, burada hüp diye mideye indirilir, içinde koca koca bademler var, gerçek.
  • Yokuşu çıkıyorsun, yol kenarında seni Sakız Ana’nın mutfağı bekliyor. Ev yemeğinin âlâsı. Sakız Ana vefat etti, kızı aynı lezzeti devam ettiriyor. Bugün çarşıda bamya mı güzel, tabağında bil. Karnıyarıktan kuru fasulyeye, aklına ne gelirse. Zeytinyağlı yemek cenneti. Yaprak sarmayı nasıl unuturum, o etli yalnız. Sonra bir sütlü kadayıfları var, bir de sütlaçları; yanında yatma hemen ye.

Sakız Ana

  • “Burası da çok bozulmuş!” sözünü duymak içimi burar. Bir yeri çok sever, hep gitmek istersin, sonra bir gün bakarsın ya kapanmış ya da kötülemiş. Seval’in Yeri her daim aynı. Seni kapıda dört yüz yıllık bir Pinar ağacı karşılar, altına oturur soluklanırsın. Kahvaltının yanında pişi ve muhakkak gözleme ısmarlanır. Karışık gözlemenin içinden otlar, peynirler, patatesler fışkırır. Bodrum, malzemeden çalınmasına, kötü malzeme kullanılmasına, fazla para istenmesine alışıktır. Burada ödetilen para, hakkedilen hizmet ile at başı gider. Reçeller sizi ayyuka çıkarır. Biberin reçeli olur mu, olur. Üzüm, kızılcık, mandalina, limon ve aklına gelmeyen bir sürü meyve hatta sebzenin reçeli taze taze üretilir. Mevsimine göre bazı reçeller soba üzerinde kaynatılır, biz yazın gelip yiyelim diye.
  • Kardeşlerin işlettiği bir yer Ox Burger. Elbette tertemiz. Acayip değil mi, lezzetten önce temizlikten söz etmek. Sanki olması gereken bu değilmiş gibi. Gelelim hamburger köftesine; kurutmadan pişirmek, etin suyunu içine hapsetmek bir marifet, başarıyorlar. Tek sorun, ki bu her yerde geçerli, patates kızartması. Yunan adalarında hazır patates diye bir şey yokken, bizde her yerde dondurulmuş patatesi dayıyorlar. Sorunca verilen yanıt, “Kendimiz soymaya yetişemiyoruz.” ya da “Piyasadaki en iyi dondurulmuş ürünü kullanıyoruz.” Ben da artık sormuyorum. Sonuçta evde kızartılmış patates gibisi var mı? YOK!
  • Bodrum’da kazıklanmanın diğer bir adı Dünya Mutfağı. Bu yılki keşfimiz Sugar&Salt farklı. Tatil yerlerinde iyi yemek için sahilden içerilere, sokak aralarına gireceksin. Küçük bir avlu. Garson, özgüvenle “Çok fazla siparişimiz var, yemeklerinizi yarım saatten önce getiremem.” Elbette çocuklar istisna, onlarınki kısa sürede masada. Beklemeye değiyor. Seçenek bol, biz Çin ve Tai mutfağını tercih ettik, nefisti. Yemekten sonra mutfaktan bir kadın aşçı çıktı geldi. Yemekleri tek başına pişiriyormuş. İşi kolayladığı için sohbet ettik. Sıcacık bir mekân, insan insan.

Sugar&Salt

  • Üç yanı denizlerle çevrili Bodrum’da denize ulaşmak büyük sorun. Koylar, site ve oteller tarafından istila edilmiş durumda. Halk plajları tıklım tıkış. Günübirlik teknelerle gidilen koylar kalabalık, cıstak cıstak müzik insanı bezdiriyor. Kendin tekne tutmaya kalksan, pahalı. Bodrum’a bir saatlik mesafedeki Mazı’ya kaçmak bir seçenek. Deniz tertemiz, ortam doğal, görece daha az kalabalık kumsallar, yok çakılsallar demek daha doğru olur. Eğer bir “beach”e gideceksen [ki Bodrum böyle bir yer, insanlar “beach”e gidiyorlar] sana Casa Hermanas’ı öneririm. Bir mekânın merkezinde ağaç varsa orası özel demektir. Datça Hurması endemik bir tür, sekiz tanesi, denizin hemen kıyısında iki yüzyıldır birbirine kenetlenmiş bir şekilde büyüyor, sen de onların altında içkini yudumluyorsun.
  • Kendine ya da bir dostuna özel bir şey almak istiyorsan, Gümüş Kediler favori mekânım. Yine bir kadın girişimci; dokunduğunda çok iyi hissettiğin doğal pamuklu kumaşların üzerine kendine özgü desenlerini boyuyor. Gümüş Kediler, Gümüşlüğe girmeden ana caddenin üzerinde, uğramadan geçme. Gümüşlüğün içinde, yokuş aşağı inerken yan yana kutu gibi bir sürü dükkân var. Yokuşun sonundan sağa dön, son dükkân Boncukçu. Minicik bir fırını var; el emeği göz nuru boncuklarına hemen gözünün önünde hayat veriyor. Sevdiklerine, uygun fiyata özgün bir şeyler alabileceğin az sayıda dükkândan birisi Boncukçu.

Gümüş Kediler

Bu arada, “Aganta burina burinata” ne demek hala merak ediyorsan kitabı okumalısın!

Merakını biraz olsun gidermek için seni Halikarnas Balıkçısı’nın kitaplarını yıllardır basan Bilgi Yayınevi’nin web sitesindeki satırlarla baş başa bırakıyorum: “Aganta Burina Burinata, yelkenini özgürlük rüzgârıyla doldurup, umutlu bir geleceğe açılan tüm güzel insanların çığlığıdır. Doğanın, denizin, hayvanın, insanın tükenmeyen coşkusudur Aganta Burina Burinata. Yaşama sevincidir, umuttur. Açık denizlere sevdadır, aşktır. Ufuktaki belirsiz maviliğe duyulan özlemdir. Güzel insanların haykırışıdır Aganta Burina Burinata.”

By |2018-08-23T01:47:53+00:00Ağustos 19th, 2018|ŞEHİR|0 Comments

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: